"A portrait of my children, once a week, every week, in 2014."
Baybars: practising jumping with his tractor :)
Sancak: celebrated his first birthday this week and
not even remotely interested in walking
Linking up with Jodi.
"A portrait of my children, once a week, every week, in 2014."
Baybars: blowing dandelions at the park.
Baybars’a ne zaman hangi günde olduğumuzu söylesem ‘bugün şaka günü mü?’ diye soruyor. Herşey 1 Nisan sabahı oğlum bugün şaka günü biliyor musun dememle başladı. Artık her sabah bugün şaka günü mü diye soruyor. Hayır kimseye şaka falan da yapmadık.

Sancak: loves to swing.
Sancak bu aralar kucaktan pek inmek istemiyor ve haliyle yürümek çabası içinde hiç değil. El salla veya güle güle yap deyince el sallamaya başladı.
Linking up with Jodi.

Bu hafta için seçtiğimiz kitap sadece Baybars’ın değil benim de okumaktan çok hoşlandığım ‘Oliver’. Yani Baybars’ın deyişiyle ‘Alivur’. Birgitta Sif’in yazıp çizdiği ‘Oliver’ kendini herkesten farklı hisseden bir çocuğun hikayesi. Sif, kendi başına ve kuklalarıyla oynamayı tercih eden Oliver’ın kendine benzeyen bir arkadaş edinmesinin hikayesini resmediyor. Kitap Kırçiçeği Yayınları’ndan çıkmış ve aynı zamanda yayınevinin de sahibi olan Aslı Motchane tarafından Türkçe’ye çevirilmiş. Genç çizer Birgitta Sif’in ilk kitabı olan ‘Oliver’ yalın bir dil ve çekingen çizgileriyle oldukça derin bir konuyu işliyor. Yeni çizgilerini merakla bekliyoruz.
This week we picked one of Baybars’ all time favourite book ‘Oliver’ by Birgitta Sif. It’s about a boy who feels different than others and plays mostly by himself and with his puppets. He is quite content being alone most of the time, but one day he feels lonely. Then he accidentally meets someone who is also ‘different’ like him which makes ‘being different’ really unimportant.
The illustrations of this book are muted and very detailed and we are looking forward to reading more of Sif’s illustrated stories.
Sancak, Baybars doğduktan tam 30 ay sonra doğdu ve dolayısıyla bütün bebekliğini ağabeyinin eskilerini giyerek geçirdi (bebek bezleri dahil). Doğduğunda hediye gelen kıyafetleri saymazsak eğer, ancak 7 aylık olduğuktan sonra kendisine yeni birkaç penye alındı. Bir yaşını doldurmaya çok az kala hala emekleyen Sancak’ın pijama altına ihtiyacı oldu çünkü Baybars’dan kalanlar yırtılmaya başladı. Böylece penye kumaşların yaş aralığı çok yakın olan iki çocuğu ancak giydirebileceğini anlamış oldum.
Bugün kaç zamandır giymediğim ve atmayı düşündüğüm iki kıyafetimden Sancak’a ihtiyacı dolayısıyla iki pijama altı diktim. Hardal renkli olan bir eşofman altıydı. Gri olan ise bir sweatshirt. 2 sene önce aynen Baybars’a diktiğim şekilde bu blogda anlatıldığı gibi diktim. Önce Sancak’a tam olan bir eşofman altından patron çıkardım ve her iki pijama için de aynı patronu kullandım. Gri sweatshirt’ü small beden olduğu için biraz zor biçtim ama ortaya oldukça değişik bir model çıktı. Ön cepler dizlere geldiği için gözüme pek hoş göründü.
Dikmesi yarım saati almıyor ama fotoğraflamak mesele :). Birkaç eski daha gözüme kestirdim ama ne zaman keserim bilmiyorum.
"A portrait of my children, once a week, every week, in 2014."
Baybars: it was a melon-ball-playing week.
Bu hafta Baybars:
– anne bahar geldi neden çilek yok!
………………………
– onlar da mı bizim ‘ülkemizde’ yaşıyorlar? (apartmanımızda demek isterken)
………………………
– böcek ilacı neden böcekleri öldürsün ki, o ilaaaç!
……………………….
– ‘ince’ kaplumbağa (ninja kaplumbağa)
dedi.
Sancak: discovered books lately and infatuated by them.
Sancak bu hafta kitapları keşfetti. Baybars’a kitap okurken yanımızda oturup hiç kıpırdamadan dinliyor.
Linking up with Jodi.
"A portrait of my children, once a week, every week, in 2014."
Baybars: watching the older children playing.
Baybars baharın gelmesiyle öğlenleri yeniden uyumaya başladı. ‘Neden’ soruları her gün çoğalıyor. En son tezgahın üzerindeki elmayı kapıp, ‘bu elmayı soymayacaksan neden çıkarıyorsun ki?’ dedi. Yani ‘anne bana elma soyar mısın?’ın neden’li hali.
Baybars: -neden her okulda öğretmen var?
Bike: – işte öğretmek için
Baybars: – ama kendisi öğrenirler çocuklar (henüz hiç okula kreşe gitmemiştir kendisi)
…………………
– (kafasını vuran Sancak’a) ne ağlıyorsun bebekler düşe düşe büyer!
………………….
– (Sancak’a) sana hiç yakıştıramadım.
………………….
– benim roketim olsa ateş yaka yaka aya giderdim.
Sancak: loves being outdoors.
Sancak bu aralar doymak bilmiyor ama geceleri çok sık uyanıyor. İstemediği bir şey olunca (Baybars ona bağırınca veya kucağımdan inmek istemediği halde bırakırsam) yüzükoyun yatıp yüzünü de yere gömerek çığlık çığlığa ağlamaya başlıyor.
Linking up with Jodi.
Bu hafta hem çizimleri hem de öyküsüyle oldukça soyut bir kitap olan ‘Pezzettino’yu seçtik. Leo Lionni’nin yazıp resmettiği Pezzettino İtalyanca ‘parçacık’ manasına geliyor. Kitap kendisinin mutlaka birinin parçası olduğuna inanan turuncu parçacık Pezzettino’nun kendi benliğini bulma hikayesini anlatıyor. Çokça düşündüren ve okurken bolca soru yağmuruna tutulacağınız bir kitap. Baybars Pezzettino’nun koştuğu sayfada mutlaka ‘ama ayakları yok’ ve bütün gece kürek çektiği sayfada ise mutlaka ‘ama elleri yok’ demeden geçmiyor. Dahası Pezzetino’nun etkisiyle Legodan hayvanlar yapıp ‘Ben sizin parçanız mıyım?’ diye birbirleriyle konuşturarak kitabı canlandırıyor.
Kemal Atakay tarafından oldukça güzel tercüme edilen Pezzettino Elma Yayınevi’nden çıkmış.
This week’s book is ‘Pezzettino’ by Leo Lionni. Pezzettino means ‘little piece’ in Italian and the story is about one’s journey of self-worth and being. We love the abstract paintings and the story is very aspiring for the little ones and also for the grown-ups.
Linking up with Jessica.
"A portrait of my children, once a week, every week, in 2014."
Baybars: asking 'which floor are we living on?
Baybars bu aralar sürekli ‘neden?’ diye soruyor. Henüz düzeltmediği ve kendince söylediği kelimelerden biri ‘sükürpe’ yani ‘süpürge’. Dağarcığına yeni giren bir diğer komik tamlamasıysa ‘ışık sıpası’ yani ‘eşek sıpası’.
Sancak: examining the spring flowers close-up.
11 aylık Sancak’ın henüz yürümeye niyeti yok gibi görünüyor ve et yemeğe bayılıyor.
Linking up with Jodi.
Bu hafta Baybars’ın en çok okuttuğu kitap ‘Slinky Malinki, Open the Door’ (Slinky Malinki Kapıyı Aç) oldu. Slinki Malinki Yeni Zelandalı ünlü yazar ve çizer Lyley Dodd’un seri olarak çizdiği kahramanlardan biri ve çok eğlenceli.
Kitap yaramaz kara kedi Slinky Malinki ve papağan Stickybeak Syd’in evde tek başlarına kaldıkları bir gün evin her kapısını teker teker açarak her yeri dağıtmalarını keyifli ve kafiyeli bir şekilde anlatıyor. Evin altını üstüne getiren kahramanlarımız kitabın sonunda dışarıdan sesler duyuyorlar ve kapı aralığından (Lynley Dodd’un çizdiği diğer bir kahraman olan) ‘Hairy Maclary’ ile burun buruna geliyorlar. İşte burada Slinky Malinki’nin tüyleri diken diken olduğu için Baybars çok heyecanlanıyor ve hatta biraz da korkuyor. Köpek neden gelmiş, neden Slinky Malinki korkuyor diye ısrarla soruyor. En kısa zamanda ‘Hairy Maclary’ serisinden de bir kitap edinip onun maceralarını da öğrenmeliyiz.
This week Baybars’ favourite book was ‘Slinky Malinki Open the Door’ by Lynley Dodd. It’s about a mischievous black cat who can jump and open the doors and makes quite a mess in every room. It is really fun to read about Slinky Malinki’s mischiefs to a mischief-lover toddler. It has beautiful illustrations and the rhyming text makes the story even more funnier.
Sancak’ın da bu kitaba bayıldığını ekleyeyim 🙂 .
Linking up with Jessica.