Geçen sene Baybars’a ördüğüm bereyi astarlamış astarlarken de fotoğraflamıştım. Fotoğrafları pek beğenmediğim için yapımını yazmamıştım. Kısmet bu kışaymış. Berenizin daha sıcak tutması için onu astarlamak istiyorsanız elde düz dikişle bile yapabilirsiniz. Ben şu basit yöntemle yaptım:
Astarlamak için kullanacağınız kumaşı seçin. Bere esnek olduğu için kullanacağınız kumaş da penye gibi esnek bir kumaş olması gerekiyor. Eski bir t-shirt’ünüzü bunun için feda edebilirsiniz. (Ben zamanında Baybars’ı taşımak için kestiğim wrap sling’den artan penye bir kumaşla yaptım.)
Bereyi kumaşın üzerine koyun ve kumaşın kenarlarından dikiş payı için 1cm bırakarak berenin şeklinde kesin.
Önce berenin yarım daire şeklindeki kafa kısmını dikin. (Ben makinemin overlok ayağıyla diktim ama makinanız yoksa (penye kumaş zaten atmayacağından) elinizle düz dikişle de dikebilirsiniz.)
Kafa kısmını diktiğiniz astarı dikişleri içine gelecek şekilde berenin içine yerleştirin. Sarkan kumaşları içe kıvırarak iğneleyin (ilk resimde olduğu gibi). Baskı dikişi ile tüm kenarları dikin.
Diktiğiniz astarı berenin en tepe noktasından (ponponun olduğu yerden) birkaç dikişle sabitleyin. Aksi takdirde içinden sarkabilir.
Yedi aylık bebeğinize takarak nasıl olduğunu deneyebilirsiniz. 😉
Ne zamandır sedef çiçeği arıyordum. Henüz Baybars doğmamışken agaclar.net forumu sayesinde tohumuna ulaşmış ve ekmiştim ama bir türlü yetiştirememiştim. Zaten çok yıllık bir çiçek olduğu için ektikten ancak birkaç sene sonra bu güzel kuru çiçekleri görebiliyorsunuz. Geçen gün çöpe atılmayı beklerken gördük budanmış sedef çiçeklerini. Baybars’la hemen bir koşu gittik aldık. Sancak pusette bekledi.
Eve gelip tohumlarını ayıklamaya koyulduk. Tohumları koruyan iki yaprağı soyduğunuz zaman sedef gibi parlayan bir yaprak çıkıveriyor ortaya.
Çocukluğumdan beri eve kuru çiçek/ot/sap toplayıp getirmeyi severim. Ama bu topladığım kuru çiçekler arasında en güzeli.Latinler aya benzetmiş biz sedef demişiz. İngilizceden tercüme edersek, para çiçeği.. Eh onların da her parlayan şeyi para sanmaları tabii…
Bebek bakarken benim için en çetrefilli iş ‘bebeği uyutmak’ oldu. Yedirmek giydirmek temizlemek o kadar güç gelmedi ama uyutmak başlı başına bir meseleydi. Bunda hem uykuya çok düşkün olmam hem de tamamen hazırlıksız yakalanmamın da büyük payı var elbette. Hatta blogun ilk yazılardan biri deliksiz gece uykusu uyuyamadığım hakkındadır. Onun için hamile arkadaşlarıma henüz bebekleri doğmadan mutlaka uyku ile ilgili kitaplar, makaleler okumalarını tavsiye ediyorum. Öyle ya da böyle her bebek ve annenin zamanla bir uyku düzeni oluşuyor. Önemli olan bu uyku düzenin hem anne hem de bebek için en uygun şekilde oluşabilmesini sağlamak, aksi takdirde her ikisi de aşırı derecede yorgun ve mutsuz hale gelebiliyor.
Baybars 9 aylık olana kadar kesintisiz 4 saat bile uyuyamadım ve bu da haliyle aşırı yorgunluk getiriyordu. Baybars’ı (yenidoğan günlerinden yadigar) sadece emzirerek uyutuyordum. Bu da onda alışkanlık yaratmıştı. Uykusu her hafiflediğinde tekrar uykuya dalmak için ağlayarak emmek istiyor ve kesinlikle tekrar emmeden uykuya dalmıyordu. Uykuyla ilgili okuduğum herşey bebeği kesinlikle emzirerek uyutmamam gerektiğini söylese de bunun nasıl başarabileceğimi yani bebeği ağlatmadan bu alışkanlığın bıraktırılabileceğini ayrıntılı bir şekilde anlatmıyordu. Ben de zaten bebeğimi başka türlü uyutmayı bilmiyordum. Ama Baybars 9 aylık olduğunda uykusuzluğa dayanamayıp emzirerek uyutmayı bıraktım. Bu yazıyı da belki benim gibi bebeğini emzirerek uyutmak istemeyen ama bunu nasıl yapacağını bilemeyen annelere bir nebze yardımcı olabilmek ümidiyle yazmaya başladım. En az ağlama ve protestoyla uykularımızın düzene girmesini sağlayan yöntem çok basit görünmesine rağmen uygulaması bir hayli zordu.
İşe yarayan altın kural şuydu: Emzirirken katiyen gözlerinin kapanmasına izin vermemek!
Öncelikle Baybars’ın doğduğundan beri uyku saatlerinin neredeyse aynı kaldığı ve özellikle gece uykusuna her akşam aynı saatte yatırdığımı söyleyeyim. 3 aylık olana kadar akşam 6’da, 3 aydan sonra da 7-7:30 arası gece uykusuna geçiyordu. Şimdiyse 8’den sonra yatıyor ve 9 olmadan uyumuş oluyor çoğunlukla.
Bebekken gece uykusuna yatmadan yarım saat önce uyku saatinin geldiğini anlaması için mutlaka aynı şeyleri yapıyordum (rutin dedikleri şey); bezini değiştirmek, pijamalarını giydirmek ve hep aynı kitabı okuduktan sonra babasına iyi geceler dileyip ışığı söndürmek gibi.. Bunları yapmadan önce ve yaparken de biraz sonra uyuyacağını söylemeyi ihmal etmiyordum. Söylemek ve haraketlerle belli etmek bebeğin beklenti içine girmesini sağladığı için neredeyse iki yaşına kadar uyumamak adına hiç protesto yaşamadık. Hep aynı şeyleri yapıyordum ama en sonunda mutlaka emzirerek uyutuyor öyle yatağına koyuyordum ve bu da her uykusunun hafiflediğinde (çoğunlukla her uyku döngüsü geçişinde yani her 40 dakikada bir) tekrar dalmak için emmek istemesine sebep oluyordu.
9 ayın sonunda yine her uykudan önce emzirdim ama emzirirken kesinlikle ve kesinlikle gözlerinin dahi kapanmasına izin vermedim. Eskiden gözleri kapalı olarak emdiğinde tam olarak uyumuyor sanıyordum ve bunun uykunun ilk evresi olduğunu düşünmüyordum. Halbuki bebekler aktif olarak emerken de gayet güzel uyuyabiliyorlar. Yeterince emdiğine kani olduktan sonra yatağına koyuyor ve kah ninni söyleyerek kah pışpışlayarak uyutmaya çalışıyordum. Böyle yaparak artık emerek değil de yatağında yatarak uyuyacağı mesajını vermeye çalıştım. Önce oyun haline getirip devamlı ayağa kalkıyordu ben de tekrar yatırıp pışpışlıyordum. Uykusu çok gelip uykuya dalamayınca iyice mızmızlanmaya ve ağlamaya başlamak üzereyken yataktan alıp tekrar emziriyor ve yine kah gıdıklayarak kah konuşarak gözlerinin kapanmasına izin vermiyordum. Biraz emzirdikten sonra tekrar yatağına koyuyor aynı şeyleri tekrar ediyor ve eğer yine ağlarsa yeniden alıyor emziriyor ve tekrar yatağına koyuyordum. Ta ki yatağında hareketsiz kalıncaya dek. Baybars’ın ilk defa kendi kendine gözlerinin kapanmasını izlemek güneşin batışını izlemek kadar olmasa da harika bir manzaraydı benim için ;).
İlk gün uykuya dalması iki saat sürdü, ikinci gün bu süre bir saate düştü ve üçüncü gün ise yarım saatte uykuya dalmış oldu. O günden sonra da gece uykuya dalma süresi hiçbir zaman 30 dakikayı geçmedi ve bu da benim için çok ama çok önemli bir gelişmeydi.
Teoriye göre kendi kendine uykuya dalmayı öğrenebilen bebekler gece uykuları hafifleyip de uyandıkları zaman tekrar uykuya kolayca dalabiliyorlarmış. Ama Baybars için hiçbir zaman geçerli olmadı bu. Uyanma aralıkları uzadı (3-4 saat arayla) fakat ne kadar uğraştıysam da gece uyandığında emmeksizin tekrar uykuya dalmadı. Onu uyuturken odadan çıkmaya hiç cesaret edemediğim için belki de gece uyanmaları hep devam etti (ve hala ediyor).
Birçok anne emzirerek uyutmanın en kolay yol olduğunu söylüyor ki eğer bebeğiniz 15 dakikada uyuyor ve gece en fazla iki kere emmek için uyanıyorsa gerçekten kolay bir yöntem (tabii emzirmeyi bırakana kadar ve eğer bebeğinizi sizden başka kimse uyutmayacaksa). Ama eğer uykuya geçiş uzuyorsa, diyelim ki emzirmek bir saati buluyorsa (defalarca başıma geldi) bu anne için sıkıntılı olabiliyor. Baybars memeyi bırakmak asla istemezdi. Bir kere gözleri memede kapandıysa yatağına koyduğumda mutlaka ağlardı o yüzden ben de emzirirken sesli nefes bile almadan Baybars’ın derin uykuya geçmesini beklerdim. Bu sefer uykusunun bir kısmını emerken uyuduğu için yatağında çok daha az uyuyordu.
Bir sürü yöntem var; Ferber, Tracy Hogg, Elizabeth Pantley, Kim West gibi gibi. Hepsinin temelde söylediği şey; ‘bebeğinize kendi kendine uykuya dalmayı öğretin çünkü uykuya dalmadan önce en son sıcak kollarınızda olduğunu hatırlıyorsa uykusu hafiflediğinde kendini başka yerde bulunca feryat edecektir.’ Hangi yöntemi seçerseniz seçin, kararlı ve istikrarlı olmadığınız takdirde işe yaramayacaktır. Ancak bir kaç hafta boyunca ısrarla deneyerek yeni bir düzen oluşturabilirsiniz.
Son olarak, bu uyku yazısını bir seneyi aşkın zaman önce yazmaya başladığımı belirterek, her bebeğin nevi şahsına münhasır olduğunu ve her yöntemin de her bebek için uygun olmayacağını düşündüğümü de ekleyeyim. Bunu en çok Sancak doğduktan sonra anladım. Onun uyku macerası ise başka bir yazının konusu olsun.
Tüm anne ve bebeklere deliksiz uykular, tatlı rüyalar dilerim.
Baybars’ın doğumgününde beklediği kargo geldi ve içinden ‘Logy‘ çıktı. Bu oyuncağın tanıtımını Blogcuanne‘de görmüştüm ve çok hoşuma gitmişti. Babası da paraya kıyıp almış sağolsun. Oyuncakların gelişinin doğumgününe denk gelmesi de ayrı bir tevafuk aslında.
Logy isminin Lego’yu anıştırdığı bir gerçek. Ama pek bir alakası yok bana kalırsa. Tahtaların içinde mıknatıs var; birbirlerine takılamıyorlar ama her yönden yapışabiliyorlar. Baybars da ‘yapışan tahtalar’ diyor Logy’lere bu yüzden. Büyüklerin de çocuklarıyla uzun uzun oynayabileceği bir oyuncak. Ben de plastik Legolarla oynamaktansa tahta Logy ile oynamayı tercih ediyorum doğrusu. Üstelik Türk malı. Birazcık daha ucuz olsaymış daha iyi olurmuş ama evladiyelik. Baybars’ın da aralıksız saatlerce oynadığı ilk oyuncak. Başından kalkınca ‘of çok yoruldum’ dedi çocukcağızım. Logy’nin geniş çapta bir manyetik etkisi var anlayacağınız. Tahtalar mıknatıslı olunca toplamanın da ne kadar kolay olduğunu tahmin edersiniz.
Biz tanıtım filmindeki renkli Logy’lerden de istiyoruz ama sitesinde satışta göremedik. Duy sesimizi Logy :).
nota bene: Logy’ye sipariş sırasında gösterdiği ilgi için Baybars’ın babası da ayrıca teşekkür eder.
Uyanır uyanmaz sevinçle doğum gününü kutlamama “haayııır bugün benim doğumgünüm değiil!” diye ağlarak tepki gösterdin. 3 sene önce bugün doğduğunu bir türlü kabul ettiremedim. Miladi takvimi kabul etmiyorsun sanırım. Baban kargoyla hediyenin geleceğini söyleyince fikrin bir anda değişti. Önce kargoyu karga anladığın için haline güldün. Sonra ‘kargalar hediye getirmez ki karga kuş kuş’ diyerek ekledin.
Lor yapmayı Baybars ek gıdaya geçtiği zaman öğrenmiştim. Yumuşak tuzsuz oldukça hafif olan lor peyniri bebekler için ideal bir başlangıç. Benim pek hoşuma gitmese de Oğuz gibi lor (ve her türlü peynir) sevengillerdenseniz mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum. Ayrıca günlük sütlerin içmeye cesaret edemediğiniz son günlerinde dökmektense benim gibi lor yapmayı tercih edebilirsiniz.
1 litre süt
5 kaşık sirke
Derin bir tencereye sütü koyun ve ocağın altını açın.
Süt henüz kaynamadan kabarmaya başlarken (tencerenin kenarlarından baloncuklar çıkmaya başladığında) ateşi söndürün.
Sirkeyi ilave edin ve sütün kesilmesine şahit olun.
Kesilen sütü 10-15 dk soğumaya bırakın.
Son olarak süzgeçin üzerine bir tülbent sererek kesilmiş olan sütü süzün.
Tülbenti hafifçe sıkın (çok sıktığınız vakit fazla katı bir lor elde edebilirsiniz). Sütün iyice süzülmesi için bir yere asabilirsiniz.
Kolay bozulacağı için hemen tüketin, buzdolabında birkaç gün bekletebilirsiniz.
Ayrıntılı tarif için dokuzuncubulut‘a göz atabilirsiniz.
Baybars bu aralar öğlen uykusu uyumamak için direniyor ve uyumadığı zamanlar mızmız ve aksi bir halet-i ruhiyeye bürünüyor. Kendim için sabır ve teskinlik diliyorum bu zamanlarda. Sancak artık 6 aylık ve oturuyor. Birkaç kaşık armut yemeyi denedi ama yutamadı. Halbuki ağabeyi ilk seferde çeyrek armut yemişti.
Kurban’ın gözü yaşlı olur derler. Sahiden kendimi bildim bileli Kurban Bayramının ikinci veya üçüncü gününde hep yağmur yağar. Küçükken bayramda yağmur yağmasını hiç istemezdim çünkü bu bayramlıklarımla dışarı çıkamayacağım manasına gelirdi. Baybars’ın biraz olsun yağmurda oynamasına müsaade ettim ama. Çünkü hangi çocuk su birikintileriyle oynamak ve su sıçratmaz istemez ki?
Baybars iki haftadır İstanbul’a gitmeyi sabırsızlıkla bekliyor. Her gün ‘bayram oluyor ya İstanbul’a gidicez, sen geleceksin, baban (babam manasında) gelecek, ben gelicem bi dee Sancak gelecek’ diye tekrarlıyor. Sonra ‘otobüsü kazanıcam’ diyor (sanırım önce ben bineceğim manasında).
Bebeklerin bir dönem bayıldıkları bir şey var o da etiketle oynamak ve dokunmak. Sancak da işte o döneme girdi. Oyuncakların ve özellikle de oyun halısının etiketiyle oynamaya yalamaya bayılıyor. Baybars o dönemi geçirdikten çok sonra bu battaniyeleri görmüştüm ve böyle bir şeyi olsaydı ne çok oynardı diye düşünmüştüm. Sancak’ın da etiket merakı baş gösterince hemen dikeyim dedim. Tabii çocuklarla “hemen dikmek” bir haftayı buluyor (onların uyku saatlerinde yemek yapmayı, akşamlarıysa uyumayı veya dinlenmeyi tercih ettiğim için) yoksa yarım saatte dikilebilecek çok kolay bir şey.Önce kumaşları ve aplike yapmak üzere bir figür seçtim. Kumaş olarak bir tarafına beyaz pike ve diğer tarafına da ayıcık desenli pamuklu bir kumaşı kullanmayı uygun gördüm. Kumaşları 26x26cm kestim. Biraz kalınca durması için pikeyi iki kat kestim. İnternette ilk karşıma çıkan kuş figürünü de yazıcıdan çıkardım. Kuş figürünü patron olarak kullanarak keçeden kestim ve elde aplike yaptım. Farklı desenlerde kurdelaları takriben 8cm olarak kestim. Kurdelaların önce uçlarını ateşle sabitledim sonra iğneyle dileğim yerlere tutturdum ve makinede düz dikişle teğelledim.
İki kumaşı da yüzleri içe gelecek şekilde üstüste koyarak diktim. Yüzünü çevirmek için biraz açıklık bıraktım. Çevirdikten sonra ütüleyip hem açık kalan yeri dikmek hem de sağlamlık için şeffaf misina ipiyle battaniyenin kenarlarından düz dikiş çektim.Sonra Sancak’a verdim. Vee inanır mısınız hiç ilgilenmedi. Şu iki pozu zor yakaladım :). Bir de etiket battaniyesi dikip kendi etiketlerimizden takmayı unutmasaydım ne kadar güzel olurdu.