Yalnız Kovboy

Yalnız Kovboy Baybars dün gece doğduğundan beri ilk defa sabaha kadar uyanmadı. Bebeklikten çıkıp çocuk olmaya başladı oğlum. Kendisine her söyleneni anlayıp, derdini tek kelimelerle anlatmaya başladı. Köpekleri gösterip ‘ayı’ diyerek şaka bile yapıyor artık :).

Bir de, parkta büyük kaydıraklara terfi etti.

Geceliğin Pijama Dönüşümü

Aylar önce Pinterest‘de çocuk pantalonu dikimine rastlamıştım. Yapımı çok kolay göründüğü için yapılacaklar listesinde bekliyordu. Bu aralar hava çok sıcak olduğu için Baybars’ın halihazırdaki pijamaları çok kalın gelmeye başladı. İnce penye pijama aramak ve almak için uğraşmak yerine, aklıma eski penye geceliğimi değerlendirmek daha makul geldi.

Dikimi yarım saatimi almadı. Burada resimlerle anlatıldığı gibi Baybars’ın herhangi bir pantalonundan patron çıkarttım, geceliğin ön ve arka tarafını kumaş katı haline getirerek biçtim. Sonra ağını ve yanlarını diktim o kadar. Tabii belini kapatıp lastik de geçirdim ama biçerken eski geceliğin altını paça kısmına getirdiğim için paça bastırmaktan da kurtulmuş oldum.

Baybars yeni pijamasına bayıldı. ‘Mikii mikiii’ diye şarkı söyleyip kumaşın desenleri gösteriyor. 🙂

 

 

 

Havuz Keyfi

Haftasonu Baybars ilk defa şişme havuza girdi. Annesi sonunda sıcaklara dayanamayarak 1 sene önce alınan hiç kullanılmamış havuzu şişirdi. Babası da suyu taşıdı.

Su sıcak mı Baybars? -Yok. Su soğuk mu Baybars? Yine ‘yok’ deyiverdi Baybars. Su nasıldı peki?  Su, etrafa sıçratmaya çok uygundu. Baybarsın tokatları suya vurdukça sular etrafa sıçrıyor ve küçük dalgacıklar oluşuyordu. İşte bu bir bebeğin tsunamisiydi. Bu küçücük badireden etkilenense sadece plastik ördeklerdi. Ördekler kıyıya vuruyor, umarsız bir şekilde suya batıyor ve fakat yüzlerinde hep aynı ifadeyle  hiçbirşey olmamışcasına birden sudaki eski hallerini alıveriyorlardı. Baybars su sıçratma törenini küçük havuzundan çıkana dek sürdürdü. Havuzdan çıktıktan sonra da ara sıra balkonu göstererek ‘uf’ diyordu, yani kendince ‘su’.. Bir bebek için hem başka ne olsun?

Ne olursa olsun, içi hep ‘uf’larla dolu olsun…

Herkese serin günler. Hoşçakalın.

Leş Kaktüsü / Stapelia Variegata

Evimizde hatırı sayılır bir kaktüs ve sukulen koleksiyonumuz var. Bu sene de kış çok sert geçince hepsi çok güzel çiçek açtı ve açmaya da devam ediyorlar (kaktüslerin çiçek açmaları için kışın sulanmayıp, soğukta durmaları gerekiyor).

Ama hiçbiri bu ‘Leş Kaktüsü’ denilen sukulenin çiçeği kadar güzel değildi. Güzelliğine aldanıp burnunuzu yaklaştırmayın çünkü gerçekten ‘leş’ gibi kokuyor bu çiçek. Zaten Avustralya’lılar da bu bitkiye ‘Dead Horse Plant’ yani ‘at ölüsü bitkisi’ diyorlarmış.

Sizce de Leopar deseniyle muhteşem görünmüyor mu?

Baybars’ın Sözcükleri

Birkaç gündür Baybars’ın dili çözüldü. Çocuklar birden konuşmaya başlar diyorlar ya hani, meğer doğruymuş. Sabah uyanınca yanıma gelip ‘galk’ dedi. Ben ayağa kalkınca ‘gel’, ardından da elini uzatıp ‘tut’ dedi. Böyle el ele evin içinde bir müddet gezindikten sonra, uygun bir yer gösterip ‘otur’ diyerek oturtturdu beni. Sonra da kitabını elime tutuşturup ‘oku’ dedi.

Artık konuşması çok hızlacanak sanırım. Her söylediğimi taklit etmeye çalışıyor. Çişin var mı diye sorunca ‘yok’ bile dedi yahu :). Bu arada ‘k’ leri ‘g’ gibi kalın söylüyor, tabii Angara’da doğduğu için İç Anadolu’lu sayılır 🙂 .

Bir de Baybars’ın kendi uydurduğu ve kendi dilinde söylemekte ısrar ettiği kelimeler var. Unutmamak için not edeyim.

Eee: Güneş

Ep: Süt

Es: Fil

Em: Muz

Uf: Su

Oğuz’un dediğine göre bu bir çeşit Afrika dili olabilirmiş.

Herkese hayırlı Ramazanlar!

Tuvalet İletişimi / Bezsiz Bebek

Baybars’a tuvaletini öğretmeye başlamamın en büyük sebebi geç kalmamaktı. Herkesten işittiğim 2 yaş sendromu gelip çatmadan, ‘ben yapmam ben etmem katiyetle lazımlığa, tuvalete oturmam’lar başlamadan öğrensin istedim. Ama aslında beni en çok motive eden şey, çevremde sıklıkla gördüğüm üç yaşını çoktan geçmiş ve hala bezlenen “çocuk”lar oldu doğrusu. Annem dört çocuğunun da bir buçuk yaşına geldiğinde çişini kakasını söylediğini gururla anlatır hep. Zaten benim anlamadığım yüzyıllardır insanoğlu erkenden tuvalet alışkanlığı kazanabiliyordu da şimdi mi kaslarını tutamaz oldu? Bu konuda bez endüstrisinin de hesaplarını dikkate almak gerekiyor elbette. Dünyada kullan-at bezlerin yaygın olmadığı veya lüks sayıldığı yerlerde hala bebekler bir veya bir buçuk yaşında tuvalet alışkanlığı kazanmış oluyorlar. Baybars doğmadan önce bebek bezlerindeki kimyasalların zararlarını ve dünyaya çöp olarak verdiği tahribatı hesaba katarak kumaş bez kullanmaya karar vermiş ve erkenden tuvalete alıştırmayı düşünmüştüm. 17 ay kumaş bez kullandık ama erkenden tuvalete alıştırma konusunda biraz geç kaldık benim kafamdaki takvime göre. Baktım Baybars bir buçuk yaşını gelmiş geçiyor, hazır yaz da yaklaşırken bezini çıkarmanın vakti geldi artık dedim.

Baybars’a tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışırken en çok Bezsiz Bebek kitabından faydalandım. Aslında ‘bezsiz bebek’ mefhumu yıkanabilir kumaş bezler hakkında araştırma yaparken azıcık kulağıma çalınmıştı ama bebeklerin doğuştan veya çok erken aylarda tuvalete alıştırılabileceği hem aklıma yatmamıştı hem de nasıl yapılacağına dair hiçbir fikrim yoktu. Kitabı okuduktan sonra keşke erkenden başlasaydım diye hayıflandım. Kitapta bahsedilen aslında büyükannelerimizin hatta bir çoğumuzun annesinin bile uygulayageldiği bir yöntem. Bir anne nasıl çocuğunun ne zaman acıktığını ne zaman uykusu geldiğini anlayabiliyorsa elbette ne zaman tuvaletini yapacağını da anlayabiliyor aslında. Fakat bize öğretilen ve önerilen bu sinyaleri göz ardı etmek ve bebeğin bezini tuvaleti olarak kullanmasını desteklemek, “zamanı gelince” de sil baştan bebeğe ‘dışarıya’ tuvaletini yapmasını öğretmek. Bezsiz bebek ve tuvalet iletişimini (Tİ) uygulayanların pek hoş bir mottosu var; “Babies born potty trained!” yani “Bebekler tuvalet eğitimli doğarlar”. İşte o yüzden yenidoğanlar bezleri açıldığı anda işemeye başlar ve hatta kaka yaparlar çünkü fıtraten kendilerini kirletmek istemezler. Fakat zamanla bizim sayemizde doğuştan getirdikleri o dışarıya yapma yetisini unutur ve bezlerini tuvalet olarak kullanmayı öğrenirler. Günümüzün muhteşem asla ıslaklık hissini hissettirmeyen kullan-at bezleri sayesinde de bu farkındalıklarını büyük ölçüde yitirir, kimyasallar+çişleriyle saatlerce mutlu mesut hayatlarına devam etmeye başlarlar. Tİ uygulayanların gayesi bebeğe tuvalet alışkanlığı kazandırmaktan çok hiç kaybettirmemeye çalışmak bir bakıma.

Tİ’nin sırrı bebeğe çişini kakasını yaptırırken bir işaret (komut da diyebiliriz) belirlemek ve her çişe / kakaya tuttuğunuz da aynı sesi çıkarmak (çişşş, psss, vb.) veya belirlediğiniz herhangi bir el işaretini yapmak. Yani ses veya işaretle çiş ve kakayı ilişkilendirmesini sağlamak gerekiyor. Hayret edilecek şekilde, bebeklerin bu işareti birkaç günde kavradıkları ve çıkarılan ses / verilen işaretle tuvaletlerini yaptıkları anlatılıyor bezsiz bebek kitabında.

Tİ uygulamaya doğumdan 6 aydan sonra başlayanlara ‘geç başlayanlar’ deniyor. Bizim gibi 18. aydan sonra başlayanlara ‘oldukça geç başlayanlar’ diye mi sınıflandırırlar bilemiyorum :). Doğumdan itibaren tuvaletini bilinçli olarak tutup bırakmak kasları güçlendiriyor ve bunun tabii bir sonucu olarak henüz 1 yaşına gelmeden uzun zaman çişini tutmaya başlayabiliyor bebekler. Çiş ve kaka yapmayı öğrenmek de aynı emeklemek, yürümek gibi zamanla öğrenilen bir yeti. Elbette bütün bebekler farklı ve her yetiyi farklı farklı zamanlarda öğreniyorlar. Önemli olan bu yetileri kazanabilmesi için bebeğe fırsat vermek. Baybars’ın bezini çıkardıktan sonra, kaslarının nasıl kullanacağını yavaş yavaş öğrendiğini gördüm. Aslında bezi tamamen çıkarmadan da günde birkaç saat (temizlemesi kolay olacak bir yerde) bezsiz dolaşmasına izin vermek, bebeğin tuvaletinin yaptığını görmesi ve anlamasına yardımcı olacağını düşünüyorum.

Tuvalet iletişimi hakikaten farklı bir iletişim. Tam manasıyla gözünüz kulağınız bebeğin üzerinde oluyor ve her tepkisini hiç tahmin etmeyeceğiniz kadar iyi anlamaya başlıyorsunuz. Daha ilginci bebekle ayrı odada olsanız bile tuvaletinin geldiğini sezebiliyorsunuz bir zaman sonra. Bebeğine tuvalet alışkanlığı kazandırmak isteyen ve nereden başlayacağını benim gibi bilemeyenler için yaptıklarımızı elimden geldiğince yazmaya çalıştım. Umarım bizim tuvalet maceramız size bir fikir verebilir.

Başlamadan Önce:

Tuvaletini öğretmeye başlamadan önce sırf bunun için özel zaman ayırmanızı tavsiye ederim. Ajandanızı en az bir hafta boşaltın. Yeni düzene alışana, ritmi oturtana kadar mümkünse evden uzun saatler ayrılmayın. En önemlisi hemen pes etmeyin. En az 1 hafta zaman tanıyın, eğer bizim gibi Tİ’ye geç başlayanlardansanız aylardır süregelen bir alışkanlığın 1. günden itibaren değişeceğini ummayın. Biraz sabırlı olun, göreceksiniz ki henüz 1 hafta dolmadan büyük mesafe katetmişsiniz.

Gerekli Alet-Edevat:

  • lazımlık veya klozet adaptörü
  • 10-15 kilot 🙂
  • kilotunun içine koymak için pamuklu bez veya şerit halinde kesilmiş eski havlu veya emici herhangi başka kumaş (eski t-shirt vb.)


Uygulanan Taktikler:

  • uygulamalı gösterim I; her ne kadar kulağa hoş gelmese de (en azından benim için) tuvaletinizi yaparken bebeğe anlatmak ve hatta yaptığınızı göstermek en çok işe yarayan taktik. Çünkü ne demişler ‘children see children do’, çocuklar gördüklerini yapar yani.
  • uygulamalı gösterim II; çiş yapan bebek almak. Dr. Phil‘in metodun da faydalanalım dedik. Günde birkaç kez ona çiş yaptırdık, çişin nereye yapılacağını anlaması hususunda büyük yardımcımız oldu.
  • üzerinde çizgi film karakterleri veya resimler olan kilotlar giydirmek. Baybars’ın kilotlarında araba ve robot baskıları var, giydirirken ‘çişin gelince söyle lazımlığa yapalım, arabalar / robotlar ıslanmasın’ demek bir nebze olsun işe yarıyor, çişini kaçırdıktan sonra ‘roboo’ diyordu yavrucağızım :).
  • işerken çıkacak sesi merakla beklemek ve hadi nasıl ‘şırrr’ diye çiş veya ‘blopp’ diye kaka yapacaksın demek.
  • tuvaletini yaptığında altın bulmuş gibi sevinmek 🙂 Hala kalkıp kendini alkışlıyor Baybars.
  • çişi tuvalete dökme seromonisi. ‘şırıl şırıl’ vs. Baybars’ın en çok bayıldığı ve bir aydır hala vazgeçmediği görev. İlk zamanlar sırf tuvalete birkaç kez dökebilmek için taksit taksit işediği oluyordu.
  • sifon çekme seromonisi. Çocuklar için sifon çekmenin eğlenceli bir şey olduğunu söylemek gereksiz zaten 🙂 .

Süreç ve Seyir

Gündüz

İlk günler günün yarısı lazımlık etrafında ve banyoda geçiyordu. Özellikle uykudan uyanınca ve yemeklerden sonra oturtuyordum. Lazımlığa alışması ve biraz uzun oturması için eline oyuncak veya kitap veriyordum, arada şarkılar söylüyordum, ‘çiş çiş’ diye motive etmeme rağmen yapmıyordu.  Ama ne zaman ‘ben geliyorum sen otur oğlum’ diyerek yanından ayrılırsam o zaman yaptı.  İlk 3 gün her gün sadece 2 kere çiş yakalayabildik. 2. gün çiş yaptığının farkına varmaya başladı ve yaparken ‘çiiiiş’ diye söylemeye başladı. Pes edip giydirecek bir şey kalmadığı zamanlarda bezini bağladım ama o zaman bile yaparken çiş diye söylüyordu ve çişi akacak mı diye bakınıyordu.

Bezsiz geçen 5 günün sonunda yapmadan önce haber vermeye ve lazımlığa her oturduğunda çişini yapmaya başladı. O günden itibaren 2 hafta boyunca saati takip ederek tuvalete götürdüm. 3 hafta kadar sonra çoğunlukla çişini haber vermeye başladı saat takibini büyük ölçüde bıraktım fakat hala eğer uzun zaman çişini söylemediyse ve çişinin geldiğini anladıysam söylemesini beklemeden yaptırıyorum.

Tahmin edilebileceği gibi çiş yakalamanın en muhtemel zamanı özellikle uykudan uyandıktan sonraydı. Emzirdikten 5-10 dk sonra da mutlaka çiş yapıyordu. İlk günler henüz çişini uzun tutamadığı için 30dk. da bir yaptırtmak gerekiyordu sonrasında yavaş yavaş çiş tutma süresi uzadı. 2. hafta 40 dakikaya 3. haftadan sonra 1 saati geçmeye başladı. Tabii çiş tutma süresi tükettiği sıvı miktarıyla doğru orantılı. Eğer çok emdiyse veya birşeyler içtiyse çok sık tuvaleti geliyor haliyle.

Lazımlığa kaka yapmayı çişten sonra öğrendi. Yaptığı saatler belli olmasına ve yapmadan önceki verdiği işaretleri bilmeme rağmen tuvalete veya lazımlığa oturttuğumda kesinlikle yapmaya devam etmiyor kakasını tutuyordu. Ne zaman kaldırsam 10 dakika içinde tekrar kakası geliyor, tekrar götürsem yine yapmıyor, en sonunda da kiloduna yapıyordu. Sonradan kakayı ayakta yapmaya alışık olduğun için otururarak yapamadığını anladım. Küloduna yapar yapmaz külottan kakayı lazımlığa atmak, kakanın da lazımlığa yapılacağını anlaması açısından biraz işe yaradı. Önce lazımlığa yakın ama ayakta yapmaya çalıştı sonra lazımlığın kenarlarından destek alarak popoyu kaldırarak yaptı. En sonunda oturarak yapmaya başladı. Kaka yapmak için lazımlıkta otururken onunla ıkınmak ve elinden tutup destek olmak da çok fayda etti. Bir de, kakasını lazımlığa yapmayı öğrenmeden önce, homini gırtlak Baybars’ın günde beş kez kaka yaptığı olurdu. Ama kakasını lazımlığa yapmaya başladıktan yani kaslarını kullanmayı öğrendikten sonra günde bir veya iki seferde hepsini yapmaya başladı.

Gece

İlk 2 hafta gece bezini bağladım ama bezini ıslattığı zaman değiştirdim. Sabah değiştirdiğim bezin kuru olduğunu gördüm. Gece yalnızca ilk uyandığında çiş yapıyordu ve hatta çişi geldiği için uyanıp ağladığını anladım. Uyandığında bazen lazımlığa yaptırdım, bazen de itiraz etti ve yapmak istemedi. Gece boyunca 3-4 kere de emzirilmeye rağmen, gece çişini yapmadığı çok oldu. Şimdi gece yarısı kendisi çiş diyerek uyanıyor artık. Eğer geç gidersem kilodunu ıslatacak kadar kaçırabiliyor.

Dışarıda

İlk haftalar dışarıda bezini bağladım. Çişini uzun zaman tutamadığı için eve kuru dönmüyorduk. 3 hafta sonra tutmayı iyice öğrenince bezini dışarıda da çıkardım. Gittiğimiz yerde ilk iş olarak tuvaletini yaptırdım sonrasında dışarıda dikkati çok dağıldığı için söylemesini beklemeden saati takip ederek tuvalete götürdüm. Şimdi dışarıda çişi gelir ve tuvalete gitme ihtimalimiz yoksa plastik şişeye yaptırıyorum.  Başkasının evinde kaza olma ihtimaline karşı bezini taktım fakat hiç yapmadı hem haber verdi hem de ben sık sık tuvalete götürdüm.

Kazalar

Elbette ilk günler henüz kaslarını kullanmayı bilmediği için, çişi ve kakası gelir gelmez bırakıyordu. Çoğunlukla sadece kilot giydiriyordum bazen de çişin etrafa akmaması için kilodunun içine ince pamuklu ara bezi yerleştiriyordum. Bir nevi alıştırma kilodu vazifesi görsün etrafa akmasın diye. Gerçi benim kullandığım kumaş bezler zaten alıştırma kilodu gibiydi. ‘Beze yapabilirsin’ imajı vermemek için tekrar bez bağlamadım, böyle bir usül buldum.

Kaza yaşanması en muhtemel zamanlar:

  • Eğer oyuna daldıysa
  • TV /video vb. şeyler izliyorsa (çocuklar tv izlerken neredeyse hipnotize oluyor, onun için çişini kaçırabiliyorlar.)
  • Gereğinden fazla sıvı tükettiyse
  • Eğer hastaysa
  • Ayaklarını üşüttüyse (bizim için geçerli)

Daha fazla bilgi için faydalanabileceğiniz linkler;

Tuvalet İletişimini uygulayan bir annenin blogu; Bezsiz Bebek Yaman

Erin ile annesi Ayça’nın Tuvalet İletişimi

Ela ile Özgüranne’nin Tuvalet İletişimi

Evren‘in Tuvalet İletişimi yazısı

Tİ destekçilerinin ABD’de kurdukları Bezsiz Bebek Teşkilatı; Diaper-free Baby

Yeşil Başlıklı Oğlan

Geçen haftasonu hava kapalı ve yağmurluydu. Biz de ailecek yakınımızdaki çamlıkta yürüyüşe gittik.

Baybars etrafta koşturmaya bayıldı. Kuru dallar ve kozalaklarla oynadı.

Kurt çıkacak mı diye bakındı, bakındı…

Ama ne gelen vardı ne giden…

Kuru Börülce Salatası

Yaz günlerinde öğün olarak salata yemek kadar güzel bir şey yok. Baybars da ekşi tatları sevdiği için salata yemeğe bayılıyor. Bugün için hem doyurucu hem de serinletici salata tercihimiz, kuru börülce salatası oldu. Kuru börülcenin tadı biraz şekerli gibi olduğu için kuru fasulyeden daha lezzetli geliyor bana. Salatayı mısır, taze nane ve taze fesleğen ekleyerek daha da zenginleştirebilirsiniz.

1 bardak kuru börülce
8 adet salatalık turşusu (Alman tipi)
3 adet közlenmiş kırmızı biber
2 adet köy biberi
1 tutam maydanoz
2 yemek kaşığı balsamik sirke
2 yemek kaşığı limon
3 yemek kaşığı zeytinyağ
1 çay kaşığı tuz

Önce kuru börülceyi bir taşım kaynatın, kara suyunu dökün. Sonra börülceleri düdüklüde veya tencerede üzerlerini iki parmak geçecek kadar su koyarak iyice pişene kadar haşlayın. Börülceler piştikten sonra soğumadan tuz, zeytinyağ, limon ve sirkeyi ekleyin. (Sıcakken ekleyince sosu daha iyi emiyor.) Turşu, kırmızı biber, köy biberi ve maydanozu da dilediğiniz gibi doğrayıp güzelce karıştırın. Soğuk olarak servis etmenizi öneririm.

Keloğlan’ın Maceraları

Yaz geldi Baybars kel oldu demek isterdim ama kazın ayağı öyle değil. Oğuz’un bütün karşı çıkmalarına rağmen Baybars’ın saçlarını düzelttirmek istiyordum ama kazıttırmak değildi elbette niyetim. Gittiğimiz berber ‘saçları gür değil makasla kesemem’ diyerek makinayla tıraş etmeye girişti hızlıca. Her türlü motor sesinden korkan zavallı oğlum çok ağladı. Gitti güzelim bukleler geldi keloğlan. Oğuz’u dinlemediğime ve Baybars’ı berbere götürdüğüme pişmanım. Bundan sonra da Baybars’ın saçlarını kendim kesmeyi düşünüyorum.


Berber sonrası büyük babanenin bahçesinde ‘leğende su keyfi’ yapan Baybars, saçlarının olmamasını pek umursamadı.

Bugünlerde Baybars çok hareketlendi.  İçinde devamlı tırmanma arzusu var. Geçen gün akvaryumun tepesinde yakaladım kendisini. Onun fotoğrafı yok çünkü fotoğraflamaya çalışmak yerine yere indirmeye çalışmak daha mantıklı geldi o sırada. İki hafta önce de zıplamayı öğrendi. Olduğu yerde zıplayabildiği gibi, gözüne kestirdiği her yükseklikten de zıplamaya çalışıyor. Oğlumuzu önce Shaolin’e yaz okuluna sonra da sirke yazdıracağız diye latife ediyoruz Oğuz’la.

Bebeklik saçları henüz kesilmemiş Baybars, kuşları gösterirken.

Yaza yaza yaz gelse!



Bu aralar günde iki kez parka çıkıyoruz, bir saat sabah ve bir buçuk-iki saat de öğleden sonra. Parka çıkıyoruz ama Baybars oyun alanın içinde oynamayı tercih etmiyor. Sallanmayı sevmiyor, kaydıraktan kaymayı bir nebze daha çok sevse de birkaç kez kaydıktan sonra çimenlere ve ağaçlara doğru yöneliyor. Yani parkta durmaktan çok parkın etrafında çimlerde dolaşıyoruz :). Baybars’ın parkta en çok oynadığı zamanlar kimsenin olmadığı zamanlar. Birileri varsa onları izlemeyi tercih ediyor. Şekil 1-A üst ve Şekil 1-B sağ fotoğrafta görüleceği gibi; aynı bakışla parka yeni gelenleri süzüyor.

Parkımızda kuşların su içtiği, köpeklerin hem su içip hem de içinde yıkandığı bir süs havuzu var. Geçen haftanın en büyük eğlencesi bu havuza taş atmaktı. Sıçrayan su ve çıkan sesden sonra kahkaha atmazsanız olmaz!


Bu haftanın en güzel sürprizi, o kadar bakımsızlığına rağmen çiçek açan Hoya Pachyclada oldu. Baybars doğduktan sonra mumçiçeği koleksiyonculuğum sekteye uğradı haliyle. Oğuz’un da bitkilere meraklı olması hoyalarımı kurtardı diyebilirim çünkü o suladı çoğu kez evdeki bütün çiçekleri. Tabii hoyaların da oldukça dayanıklı kolay kolay ölmeyen bitkiler olduğunu söylemeden geçmeyeyim.


Yine biraz dikiş dikiyorum. Puzzle yapmaya benzetiyorum dikişi, önce kes sonra parçaları birleştir. Bol teğel almayı da çok seviyorum. Hata payı azalıyor böylece.

Asıl haber; Baybars iki buçuk haftadır evde bezsiz geziyor ve tuvaleti gelince söylüyor. Bu da başlı başına ayrı bir yazı konusu tabii ki…
Sadece Mayıs ayı değil Haziran’ın ilk haftası da soğuk ve yağmurlu geçti Ankara’da. Bakalım önümüzdeki hafta yorganları kaldırıp, sıcaktan şikayet etmeye başlayacak mıyız?