Baybars 2 Yaşında!


Bundan tam 2 yıl önce canım oğlum Baybars’ı kucağıma aldım.
O gün bugün en rahat ettiği yer benim kucağım.
Sayesinde ben de büyüdüm kocaman oldum.
Benim sakin, temkinli, sırnaşık Baybarscığım,
İyi ki doğdun oğlum!

Baybars Tatilde Vol.2


Geçen haftasonu Baybars’la beraber 3 günlük araba yolculuğu yaptık. Maraş, Urfa ve Mersin’i görmüş olduk. Seyahatin en güzel tarafı Ekim ortasında denize girebilmekti.  Çanakkale’de denize en fazla bileklerini ıslatacak kadar giren Baybars, Mersin Kız Kalesi kumsalında tam manasıyle denize girdi. Tabii bunda deniz sıcaklığının payı çok büyük. Bu mevsimde denizin suyu bu kadar sıcak olabiliyorsa kimbilir yazın nasıldır?

Bu aralar


Son bir ay içinde Baybars’ın dil gelişimi çok hızlandı. Artık iki kelimeyi yanyana getirebiliyor ‘çubuk kraker’, ‘kırmızı top’ gibi 🙂 .
İlk cümlesini de ‘Oğuz Baba gel’ olarak kaydedebilirim sanırım.
En sevdiğim özelliği de bir şeyi yaptıktan sonra mutlaka söylemesi, mesela sinirleniyor bağırıyor sonra da sakin bir şekilde ‘bağırdı, bağırdı’ diye durum raporu veriyor.
En çok da gece uyumadan önce sırnaşmasını çok seviyorum, önce öpüyor ardından yine ‘öptü’ diyor, sonra yanağıma dokunuyor yine hemen ardından ‘dokundu’ diyor.

Bazen Baybars’ın ne dediğini henüz kelimeleri tam olarak telaffuz edemediğinden anlayamıyorum. Geçen gün, odasından koşarak yanıma gelerek (belli ki bir şeyden korkmuş) endişeli endişeli ‘kootuu çekti’ diye devamlı tekrarlıyor ben ‘kutu mu çekti, hmm’ falan diyorum ama o tekrar söylemekte ısrar ediyor, en sonunda anladım ‘haa koltuğu çektiler yukardan’ dedim, Baybars havaya zıplayarak ‘anladııı’ diye bağırarak sevindi. Ne zaman önce ne söylediğini uzun süre anlayamaz ve sonra anlarsam böyle seviniyor yavrucağızım. Bu arada evet, Baybars bir yaşından beri her ani ve yüksek sesten (matkap, araba alarmı, ambulans, elektrik süpürgesi v.b.) fena halde korkuyor.

Bir de, duygularını ifade etme şekli var ki içiniz parçalanır, mesela artık ememeyeceğini hatırlayıp, acıklı ses tonuyla ‘üzüldü, üzüldü’ dedikten sonra içli içli ağlaması gibi…
Evet, not etmeyi atladığım en önemli gelişmeyse, Baybars’ın 21,5 aylıkken çok sevdiği memeden ayrılması… Her ne kadar emmeden yaşamayı üç günde kabullenmiş gibi görünse de, hala bir şeyden korkunca ve canı çok acıyınca ‘memee’ diye feryad ediyor.
Bir de, memeden kesince Baybars’da aniden bir ağız kokusu oluştu. Meğer ne mübarek şeymiş şu anne sütü… Birkaç anneden daha öğrendim ki onların çocuklarında da aynı şey olmuş sütten kesince. Söyleyeceğim o ki, henüz emziren anneler kokuya hazırlıklı olun ama endişe etmeyin kısa sürede geçiyor.

Bu aralar en sevdiği oyunsa peluş hayvanlarla sohbet. Sadece hayvanları değil kukla, hatta balonları yanıma getirip ‘konuş, konuş’ diye ısrar ederek konuşturmamı istiyor. Bütün günü tiyatral gösterilerle geçiyoruz sayılır 🙂 .

Çatlak Parmak

Üç gün önce bir sirk yıldızı olmakta kararlı olan Baybars akşam yemeğini yerken masaya ayağını koyarak kendini itti. Sandalyeyle beraber arkaya doğru düştü ve sol baş parmağı çok kötü ezildi… Parmağı kırıldı diye o kadar çok korktum ki anlatamam. Bir anda en kötüsünü düşünüp çok aciz hissediyor insan kendini. Hemen acile gittik elinin filmini çektiler ve doktor çok hafif ince bir çatlak olduğunu hızlıca kaynayacağını sarmaya gerek olmadığını sadece ağrı kesici vermemi söyledi. Şimdi gayet iyi ve hızlıca iyileşiyor parmağı çok şükür. Allah beterinden saklasın.

Parmağını sorunca olanları şöyle sıralıyor;  itti, koltuk (sandalye), parmak, mor, amca, doktor, hastane, tuvalete (hastanede tuvaletini yapmış yani).

Baybars Tatilde


Baybars bayramda büyükbabası ve babaannesini görmek için hayatında ilk kez feribota binerek Çanakkale’ye gitti.

İlk defa denize bu kumsalda girdi ama hemen çıktı, ‘soğuk, soğuk, acı, acı’ diyerek.

Denize değil de eniştesi ve babasının kendisine yaptığı kumdan havuza girdi daha çok.

Kumsalda en büyük eğlencesi denize taş atmaktı.

Geç yatmayı göze alarak bir defa da olsa, gün batımı izledi.

Geyikli’ye kadar gelmişken efsanevi Truva da görmeden dönmeyelim dedik. Truva’yı gezdikçe lisans bitirme ödevim Livy’nin Aeneid’i düştü aklıma hep. Aeneas’ın Truva’dan kaçışı ve Romalıların soylarının Truva’ya dayandırmaları gibi şeyler.

Baybars tahta ata hayran oldu ‘at, at, at’ nidalarıyla temsili atın içine girdi.

Truva harabelerini de yakından inceledi.


Tatilimizin ikinci haftası İstanbul’a döndük. Baybars büyük babaannesinin bahçesinde çok ama çok eğlendi bahçeden eve girmek istemedi.

Bahçede yavru kedilerle oynadı. Kediler kendilerini yakından sevdirmediler ama hep Baybars’ın etrafında dönüp türlü oyunlar yaptılar.

Ve papağanları izledi 🙂 . Bu papağanların Çengelköy’de ne işi var diye sorarsanız biz de tam olarak bilmiyoruz ama bir söylentiye göre, bu papağanlar boğazdan gemiyle taşınırken kaçmışlar ve büyük babaannenin mahallesini kendilerine yeni habitat olarak seçmişler.

Papağanların kahvaltısıysa karşı bahçedeki devasa ceviz ağacına konup taze ceviz yemekti.

Çok renkli ve hareketli iki haftanın sonunda Baybars’ın deyişiyle ‘Ankaka’ ya dönmek oldukça hüzünlüydü doğrusu.

Yalnız Kovboy

Yalnız Kovboy Baybars dün gece doğduğundan beri ilk defa sabaha kadar uyanmadı. Bebeklikten çıkıp çocuk olmaya başladı oğlum. Kendisine her söyleneni anlayıp, derdini tek kelimelerle anlatmaya başladı. Köpekleri gösterip ‘ayı’ diyerek şaka bile yapıyor artık :).

Bir de, parkta büyük kaydıraklara terfi etti.

Havuz Keyfi

Haftasonu Baybars ilk defa şişme havuza girdi. Annesi sonunda sıcaklara dayanamayarak 1 sene önce alınan hiç kullanılmamış havuzu şişirdi. Babası da suyu taşıdı.

Su sıcak mı Baybars? -Yok. Su soğuk mu Baybars? Yine ‘yok’ deyiverdi Baybars. Su nasıldı peki?  Su, etrafa sıçratmaya çok uygundu. Baybarsın tokatları suya vurdukça sular etrafa sıçrıyor ve küçük dalgacıklar oluşuyordu. İşte bu bir bebeğin tsunamisiydi. Bu küçücük badireden etkilenense sadece plastik ördeklerdi. Ördekler kıyıya vuruyor, umarsız bir şekilde suya batıyor ve fakat yüzlerinde hep aynı ifadeyle  hiçbirşey olmamışcasına birden sudaki eski hallerini alıveriyorlardı. Baybars su sıçratma törenini küçük havuzundan çıkana dek sürdürdü. Havuzdan çıktıktan sonra da ara sıra balkonu göstererek ‘uf’ diyordu, yani kendince ‘su’.. Bir bebek için hem başka ne olsun?

Ne olursa olsun, içi hep ‘uf’larla dolu olsun…

Herkese serin günler. Hoşçakalın.

Leş Kaktüsü / Stapelia Variegata

Evimizde hatırı sayılır bir kaktüs ve sukulen koleksiyonumuz var. Bu sene de kış çok sert geçince hepsi çok güzel çiçek açtı ve açmaya da devam ediyorlar (kaktüslerin çiçek açmaları için kışın sulanmayıp, soğukta durmaları gerekiyor).

Ama hiçbiri bu ‘Leş Kaktüsü’ denilen sukulenin çiçeği kadar güzel değildi. Güzelliğine aldanıp burnunuzu yaklaştırmayın çünkü gerçekten ‘leş’ gibi kokuyor bu çiçek. Zaten Avustralya’lılar da bu bitkiye ‘Dead Horse Plant’ yani ‘at ölüsü bitkisi’ diyorlarmış.

Sizce de Leopar deseniyle muhteşem görünmüyor mu?

Baybars’ın Sözcükleri

Birkaç gündür Baybars’ın dili çözüldü. Çocuklar birden konuşmaya başlar diyorlar ya hani, meğer doğruymuş. Sabah uyanınca yanıma gelip ‘galk’ dedi. Ben ayağa kalkınca ‘gel’, ardından da elini uzatıp ‘tut’ dedi. Böyle el ele evin içinde bir müddet gezindikten sonra, uygun bir yer gösterip ‘otur’ diyerek oturtturdu beni. Sonra da kitabını elime tutuşturup ‘oku’ dedi.

Artık konuşması çok hızlacanak sanırım. Her söylediğimi taklit etmeye çalışıyor. Çişin var mı diye sorunca ‘yok’ bile dedi yahu :). Bu arada ‘k’ leri ‘g’ gibi kalın söylüyor, tabii Angara’da doğduğu için İç Anadolu’lu sayılır 🙂 .

Bir de Baybars’ın kendi uydurduğu ve kendi dilinde söylemekte ısrar ettiği kelimeler var. Unutmamak için not edeyim.

Eee: Güneş

Ep: Süt

Es: Fil

Em: Muz

Uf: Su

Oğuz’un dediğine göre bu bir çeşit Afrika dili olabilirmiş.

Herkese hayırlı Ramazanlar!

Yeşil Başlıklı Oğlan

Geçen haftasonu hava kapalı ve yağmurluydu. Biz de ailecek yakınımızdaki çamlıkta yürüyüşe gittik.

Baybars etrafta koşturmaya bayıldı. Kuru dallar ve kozalaklarla oynadı.

Kurt çıkacak mı diye bakındı, bakındı…

Ama ne gelen vardı ne giden…