Keloğlan’ın Maceraları

Yaz geldi Baybars kel oldu demek isterdim ama kazın ayağı öyle değil. Oğuz’un bütün karşı çıkmalarına rağmen Baybars’ın saçlarını düzelttirmek istiyordum ama kazıttırmak değildi elbette niyetim. Gittiğimiz berber ‘saçları gür değil makasla kesemem’ diyerek makinayla tıraş etmeye girişti hızlıca. Her türlü motor sesinden korkan zavallı oğlum çok ağladı. Gitti güzelim bukleler geldi keloğlan. Oğuz’u dinlemediğime ve Baybars’ı berbere götürdüğüme pişmanım. Bundan sonra da Baybars’ın saçlarını kendim kesmeyi düşünüyorum.


Berber sonrası büyük babanenin bahçesinde ‘leğende su keyfi’ yapan Baybars, saçlarının olmamasını pek umursamadı.

Bugünlerde Baybars çok hareketlendi.  İçinde devamlı tırmanma arzusu var. Geçen gün akvaryumun tepesinde yakaladım kendisini. Onun fotoğrafı yok çünkü fotoğraflamaya çalışmak yerine yere indirmeye çalışmak daha mantıklı geldi o sırada. İki hafta önce de zıplamayı öğrendi. Olduğu yerde zıplayabildiği gibi, gözüne kestirdiği her yükseklikten de zıplamaya çalışıyor. Oğlumuzu önce Shaolin’e yaz okuluna sonra da sirke yazdıracağız diye latife ediyoruz Oğuz’la.

Bebeklik saçları henüz kesilmemiş Baybars, kuşları gösterirken.

Yaza yaza yaz gelse!



Bu aralar günde iki kez parka çıkıyoruz, bir saat sabah ve bir buçuk-iki saat de öğleden sonra. Parka çıkıyoruz ama Baybars oyun alanın içinde oynamayı tercih etmiyor. Sallanmayı sevmiyor, kaydıraktan kaymayı bir nebze daha çok sevse de birkaç kez kaydıktan sonra çimenlere ve ağaçlara doğru yöneliyor. Yani parkta durmaktan çok parkın etrafında çimlerde dolaşıyoruz :). Baybars’ın parkta en çok oynadığı zamanlar kimsenin olmadığı zamanlar. Birileri varsa onları izlemeyi tercih ediyor. Şekil 1-A üst ve Şekil 1-B sağ fotoğrafta görüleceği gibi; aynı bakışla parka yeni gelenleri süzüyor.

Parkımızda kuşların su içtiği, köpeklerin hem su içip hem de içinde yıkandığı bir süs havuzu var. Geçen haftanın en büyük eğlencesi bu havuza taş atmaktı. Sıçrayan su ve çıkan sesden sonra kahkaha atmazsanız olmaz!


Bu haftanın en güzel sürprizi, o kadar bakımsızlığına rağmen çiçek açan Hoya Pachyclada oldu. Baybars doğduktan sonra mumçiçeği koleksiyonculuğum sekteye uğradı haliyle. Oğuz’un da bitkilere meraklı olması hoyalarımı kurtardı diyebilirim çünkü o suladı çoğu kez evdeki bütün çiçekleri. Tabii hoyaların da oldukça dayanıklı kolay kolay ölmeyen bitkiler olduğunu söylemeden geçmeyeyim.


Yine biraz dikiş dikiyorum. Puzzle yapmaya benzetiyorum dikişi, önce kes sonra parçaları birleştir. Bol teğel almayı da çok seviyorum. Hata payı azalıyor böylece.

Asıl haber; Baybars iki buçuk haftadır evde bezsiz geziyor ve tuvaleti gelince söylüyor. Bu da başlı başına ayrı bir yazı konusu tabii ki…
Sadece Mayıs ayı değil Haziran’ın ilk haftası da soğuk ve yağmurlu geçti Ankara’da. Bakalım önümüzdeki hafta yorganları kaldırıp, sıcaktan şikayet etmeye başlayacak mıyız?

Külahta Dondurma

Geçen hafta Baybars’ın Hollanda’da okuyan teyzesi sürpriz yapmış bir haftalığına İstanbul’a gelmişti. Biz de onu görmek için İstanbul’a gittik. Böylelikle ilk defa Baybars’la yalnız başımıza altı saatlik otobüs yolculuğu yapmış olduk. Doğrusu altı saatlik otobüs yolculuğu gözümde çok büyüyordu ama yolculuk beni hayrete düşürecek kadar kolay ve zevkli geçti. Tabii beni en çok hayrete düşürüren şey Baybars’ın o kadar saat boyunca bir kere bile ‘meme’ dememesiydi!


Hafta boyunca hava hep yağmurlu ve kapalıydı ama eve dönmeden bir gün önce güneşin yakaladık ve Çengelköy’ün meşhur pastanesi Seval’e dondurma yemeye gittik.

Baybars sanki her gün külahta dondurma yiyormuş gibi eline verdiğim kaymaklı dondurmayı birkaç dakika
içinde yedi.

Sonra biraz Boğaz’a ve denizanalarına baktı ve derin derin düşündü. (Etrafta oynayan büyük çocukları izliyor)

Asırlık çınarın gölgesinde oturdu.

“Allah’ım ben mi çok küçüğüm yoksa bu ağaç gerçekten çok mu büyük” diye düşünen Baybars… 23 numara koca ayaklara dikkat!:)

Mogan Gezisi

Çok şükür Ankara’ya geç de olsa bahar geldi. Baharla beraber önce Baybars’ın dayı ve anneannesi sonra da babaanne, büyükbaba ve halası ziyaretimize geldi. Baybars evin kalabalık olmasından ve hergün ‘attaa’ gitmekten pek mutluydu.


Haftayı hafif şımarık ve hafif sümüklü geçiren Baybars, Gölbaşı’nda açık havada koşturmaktan yorulmadı…



Uzun uzun olmasa da gölü izledi.


Uzakta yüzen ördeklerle çok ilgilenmedi.


Sazlıkların arasında bir sürü irili ufaklı kurbağa vardı. Kurbağalar daha çok ilgisini çekti diyebiliriz. Fotoğrafı çekerken sadece yeşil kurbağayı görmüştüm. Hemen sol çaprazındaki kahverengi kurbağı sonradan fotoğrafları incelerken gördüm :).


Baybars’ın klasik ‘Allah’ım bu dünya beni ne kadar da çok şaşırtıyor!’ hali…


Son olarak çapkın bir gülüş fırlatmayı unutmayalım.
Herkese güzel bir hafta temenni ediyoruz.

Çakıl Taşları


Bu aralar Baybars’ın parkta en sevdiği oyun her deliğe çakıl taşı doldurmak. Çöp tenekelerini özellikle tercih ediyor çünkü çıkan ses duymaya değer. ‘At, at’ diyerek çakıl taşı fırlatıyor etrafa. Bu büyükler parkları neden kum yerine çakıl taşıyla doldururlar bilemiyorum. Çocuklar kova ve kürek getirip mecburen çakıl taşlarıyla oynuyor ve fırlatıyorlar. Hem tehlikeli hem de düşdükleri zaman acıtıyor. Neyse, Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyükler kendi başlarına hiçbir şeyi anlayamıyor, ve çocuklar içinse aynı şeyi tekrar tekrar defalarca anlatmak sıkıcı olabiliyor.

Source: oliviaisthis.tumblr.com via Sammy on Pinterest

İşte bu da günün yarısını pencere önünde ‘ın ın’lara (arabalara) bakarak ve yağmuru izleyerek geçiren Baybars:

Bir de unutmadan, babası geçen sabah kendisini kapıda ‘attaa, attaa’ diye yolculayan Baybars’a, ‘attaa gitmiyorum işe gidiyorum, ikisi ayrı şeyler’ dedi. 🙂

Toddler Baybars’la Vals’e devam

İşte büyümüş kocaman yürüyen bir bebek haline gelmiş Baybars! Bu çapkın gülüşlü, sabah buzdolabından aldığı bir kutu yumurtayı yere boca etti. Tabii aslında yumurtaları Baybars’ın erişebileceği rafa koyan annesini tebrik etmek lazım.


Sallanmayı pek sevmese de ancak poz verecek kadar sallanan Baybars 🙂


‘At at at’ diyerek kumları büyük bir zevkle etrafa saçan Baybars.

hal, durum, gidişat

Çok uzun zamandır yazmıyorum. Bu süre içinde Baybars öyle değişti ki şaşırıp kalıyorum. Yazmadığım için kızıyorum kendime ama yazmak için içimde heves de bulamıyorum. Çünkü çoğunlukla yorgun hissediyorum kendimi.  Baybars’la oyun oynarken, onu deli gibi gıdıklayıp severken nasıl oluyor da enerji bulabiliyorum, onu bilemiyorum.

Geçen ay Baybars önce geri geri emeklemeye başladı. Komik komik geri gidip koltuk altlarına sıkışıyordu. Araya İstanbul seyahati girdi ve açıldı çocuk. Eve döndük iki günde hızlı hızlı emeklemeye başladı. ‘Daa, daa, naa, naa’ demeye başladı. Öyle ki, benim salonda olmadığım bir ara, bir sukulen ve bir aleoverayı devirip topraklarıyla oynadı. Bir de kablolara bayılıyor. Kablo görmeyiversin hızlı hızlı ilerliyor, ağzına sokup yalamaya başlıyor.

Bugün itibariyle emeklemekte usta oldu. İlk emeklemeye başladığında salondan emekleyerek çıkılabileceğini henüz farkedememişti. Sonra birgün babası işe giderken, salondan evin kapısına doğru emekleyerek gelince, salondan çıkmayı keşfetti ve ardından bütün odaları gezmeyi öğrendi. İzlemekten en zevk aldığım şey, emekleyip dikkati çeken şeye ulaştıktan sonra oturup onunla oynaması. İstediği zaman oturuyor istediği zaman emekleyebiliyor, yüzüstü yatarken sağa ve sola dönebiliyor. (Eskiden sadece soluna dönebiliyordu.) Böylece alt değiştirmek, üstünü başını giydirmek çok uzun zaman almaya başladı. Kıpır kıpır, bir an durmuyor.

4 aydır hiç değişmeyen bir şey varsa o da tükürük saçmak :).

Nota Bene: Gece uykularımız hala yamalı.

oturdu yedi

Baybars’ın teyzesi, blog’a yazmamamdan  şikayetçi… Onun için bu yazıyı Hesna teyzemize ithaf edelim.

Baybars ömrünün 5 ayını bitirdiğinden beri oturuyor. Tabii destekle 🙂 Sadece oturmakla kalmıyor, her gün meyve rendeleri yiyor. En çok muzu seviyor, sonra sırasıyla elma ve armudu. Annesinin AOÇ günlük sütünden mayaladığı yoğurdu da severek yiyor. Meyveleri sevdi fakat sebze ezmesinden pek hoşlanmadı. Tadını ben de beğenmedim doğrusu… Lezzetli bir sebze çorbası olsaydı içerdi sanırım. Önümüzdeki ay artık devamlı yeni tatlar deneyeceğiz.

Baybars’ın her geçen gün büyüdüğünü ve değiştiğini görmek benim için çok heyecan verici… Artık her hareketime farklı farklı tepkiler veriyor. Kendi kendine oyunlar oynuyor. Elindeki oyuncakla sert zemine vurup ses çıkartmayı keşfetti. Otururken eğilip ayaklarıyla oynamasını izlemek çok zevkli. Değişik sesler çıkarmayı deniyor. Bu aralar, yalandan öksürüyor mesela. 🙂 Önce hasta mı oldu acaba diye düşünüyordum, sonra baktım, öksürüyor, ardından gülüyor. Oğuz’un değişine göre; ‘yeni “trend”i bu’. Tabii bir de vazgeçemediğiz tek çorap “trend”imiz var.

ayağına çorap önüne önlük

Baybars öyle hareketlendi ki, ayağında çorap durmuyor. Bir de, ağzından o kadar çok salya akıyor ki önlük yetiştiremiyorum. Elleri devamlı ağzında. Ama henüz diş emaresi yok.

Devamlı hava raporu vermek istemiyorum ama hala baharın geldiğini hissedemedik. O yüzden hergün biraz da olsa dışarı çıkma planımız askıda kaldı.

Yaz saati uygulamasına geçilmesine sevindim bu sene. Böylelikle, Baybars 6’da değil 7’de kalkıyor ve akşam 7’de değil de 8’de uyuyor ve babası eve geldikten sonra bir saat vakit geçirebiliyorlar.

Güneş Nereye Saklandı?

Bu hafta güneş yüzünü sadece birkaç gün gösterdi, o günlerde de Baybars’la yürüyüşlere çıktık. Herşeyi ilk defa gördüğü için, dışarda etrafına bakınmaktan şaşkına dönüyor oğlum.  Eve gelince de bir güzel uyuyor. Bu aralar en çok ‘Ceee!’ oyununu oynuyoruz, önce ‘cee’den korkuyor sonra gülmeye başlıyor. Bir de çok güzel gıdıklanıyor :).  Not düşmeyi unutmayayım, dün ilk defa yüzüstü yatarken sırtüstü döndü. Hem de iki kere.

Bu aralar geceleri sık uyanıyoruz. Diş çıkarmasına bağlı olarak daha sık uyanabileceğini söylemişti zaten doktoru.

Peki Baybars başka neler yapıyor?

  • Bütün gün çıngırak sallıyor, eline verdiğim bütün oyuncakları ağzına götürüyor.
  • Yatağının tahta parmaklıklarını tutuyor, elini ileri geri hareketlerle parmaklıklara sürterek ses çıkartıyor.
  • Yüzüstü yatarken ayaklarından destek verirsek kendini itiyor ve ilerliyor.
  • Annesinin elini ağzına sokuyor damaklarını kaşıtıyor 🙂